Fer, adını hem “ışık”tan hem de başkahramanının lakabından alıyor: Feray “Fer” Demir. Hyperthymesia (üstün otobiyografik bellek) sahibi genç bir veri gazetecisi olan Fer, yıllar önce gizemli biçimde kaybolan kardeşi Arda’nın izini, İstanbul’un yeraltı ağlarıyla kesişen bir veri sızıntısında bulur. Yağmurlu bir Ekim gecesi, Balat’ta bir sokak lambasının altında eline tutuşturulan, üstünde tek kelime yazan bir USB—“LULLABY”—onu hem kendi geçmişinin kuytularına hem de şehrin en güçlü sağlık-tech konsorsiyumunun kirli sırlarına sürükler.